İnanmaktan
Bilinmeye,
İnsan ve
insanlığın gelişimi paraleldir ve uzun soluklu bir süreçtir. İnsanın düşünmesi
ve inanması birlikte gelişmiştir. Bilimsel yasalarla Evrenin Doğuşuna tanıklık
edilmektedir. Evren, kendini merak eden
yaratıktır. İnsan olmak için de ilk tapınaklarda “Kendini Bil” yazılmış. “Yağmurun
Allah’tan olduğuna” inananlar “Evet ama nasıl?” diyerek gerçeğe ulaştıkça bilir
olmuş. Bilinçli düşünme ve bilinçli iman müştereken ilimde yükselme, imanda
yücelme sağlamış. Aksi halde, örneğin, bilmeden iman “Hayali” kalırdı, “Hakikate”
ermek olamazdı. İlimden kaynaklanan iman, bilimi doğurur ama bilim elindekini
bırakamaz, evrenin dışına çıkamaz. Kuantumla “Evrenin yoktan var olan
parçacıkların şişmesiyle oluşan düzenli bir hiçliktir”
olduğu kanıtlandı. İnanç temeline dayanarak “Yokluktan yaratılan evrende insanın varlığı
aklının izafi oluşundandır, insan aslında yoktur” denirse bu, bilimsel açıdan
bağnazlık olabilir. Çünkü annenin sevgisi, çocuğun anne sevgisinden de
büyüktür.
Genel
görelilik kuramı üç boyutlu olarak düşünülen uzay ile zamanı, uzay-zaman veya “uzam”
olarak birleştirir. Madde, uzayı büker ve ona nasıl ve ne kadar büküleceğini
öğretir, uzay-zaman da maddeye nasıl hareket edeceğini gösterir. Einstein,
izafiyet teorisi, genel görelilik kuramı ile gravitasyonun, yer çekiminin bir
güç olmadığını kanıtladı. Örneğin Dünya, Ay’ı çekmez, her gök cismi gibi, onlar
da kendi kütlelerinin büktüğü yollarında hareket eder. Gökyüzünde kütlelerin
uzay zamanı bükmeleri nedeniyle ışık bile bükülmüş görünür. Işığın kaynağı,
eğer arada Güneş gibi uzay-zamanı büken bir kütle var ise, gözümüzün gördüğü
yerde değil, ışığın geldiği yerdedir. Görelilik, evrenin Büyük Patlama anından
itibaren, genişlemekte oluşunu, kara deliklerin, gökadaların ve yıldızların
konumunu bildirir. Zamanda yolculuk yapar gibi her “şeyin” geçmişte ve
gelecekte nerede ve nasıl olacağı kesin olarak bilinebilir. E=MC2 formülü ile
ışık hızında hareket zamanı durdurur.
Kuantum
kuramına göre, uzayın en küçük ölçeğine bakıldığında, daima görülecek
şaşırtıcı, değişmez bir gerçek vardır, o da bir “parçacık çiftinin” yoktan var
olup tekrar yok olduğudur. Sürekli bir şekilde var olup yok olan bir çift
parçacık için Dr. Hawking bir fikir ileri sürer. Buna göre, parçacık
çiftlerinin var ve yok oluşları, kara deliklerin “olay ufkunda”, geri dönülmez
noktasında, gerçekleşiyorsa parçacıkların bir kısmı yutulur bir kısmı da kara
deliğin ekseni etrafında ışıyarak kaçar. Kaçan parçacıklar “Hawking Radyasyonu”
adı verilen ışınıma yol açar. Böylece kütle enerjiye dönüşür ve kaybolan enerji
en sonunda kara deliğin kendisinden gelmiş olur. Görünüşe göre, kara delik
zamanla buharlaşıp yok olarak “hiçliğe” dönüşür.
Kuantum
mekaniğinin kara delikler alanında kullanımı, genel görelilik yasalarıyla
birlikte, her alan ve parçacık için, her iki kuramı bütünleştirerek, tüm
evrende her şeyi açıklayıcı bir kuram elde etmeye yöneltti. Ancak iki kuramın
“gerçeği” çok farklı gördüğü anlaşıldı. Kuantum için her “şey”, belirli bir
ölçekte, “parçacık” temelinde ve “yerel değil” konumundadır. Parçalar
birbirinden bağımsız ve bağlantısız görünümünde ancak davranışlarında “ikizlik”
ve “olasılık” hâkim. Bir parçacığın bir yerdeki davranışı kilometreler veya
ışık-yılları uzaktaki ikizinin davranışına bağlıdır. Olasılık, bilgi
eksikliğinden değil gerçek dünyanın öyle oluşundandır. Parçacığın var ve yok
oluşu “ya var, ya da yok” oluşundan değil “hem var, hem de yok” oluşundandır.
Görelilik denklemlerinde ise temelde belirlilik, kesintisizlik ve düzgünlük
hâkimdir. Uzay-zamanda boşluk yoktur, doğrular bükülebilir ama sürekli ve
kesintisizdir. Kuantum kuramı, “elektromanyetik”, “güçlü nükleer” ve “zayıf
nükleer” olmak üzere üç güç tipini tanımlar, belirler ve birbiriyle ilişkilendirir.
Bu güçler parçacıklardan kütle oluşturur. Böylece kütlenin oluşumu veya var
oluşu, kütlelerin hareket edişinden farklı ele alınır. Bir şey önce var olmalı
ki hareket etsin. E=mc2 kütlesi olmayan parçacıkların ışık hızındaki hareketini
de açıklar.
Söz konusu iki bilimsel âlemi yani
kuantum âlemini ve üzerine inşa edilen evreni, inanç âleminde ele alabiliriz.
İlk akla gelen “Büyülttüm âlem ettim, küçülttüm Âdem ettim” deyimidir. “Bu
dünya ve öbür dünya” veya “cennet ve cehennem” kavramları da düşünülebilir.
Hatta bu Dünya’nın “altı ateş, üstü su” oluşu gerçeği de vardır. “Allah her
şeyi yoktan var etmiştir” denildiğinde “ne yoktan bir şey var olur, ne de var
olan bir şey yok olur” denilmişti. Bu termodinamik yasasına “Evren hem vardır,
hem de yoktur” diyerek karşı koyanlar da “Vardır ama hiçliktir” diyenler de
bilim insanıdır. “Var gibi görünüyor ama aslında yok” inancı kanıtlanmış olur.
Sorulara cevap ve sorunlara çözüm ile “Gerçeği” arayan bilim, her devirde
inançlara yer ayırmıştır. İnanç sisteminin özünün kanıtlandığına bazı bilim
insanları inanamaz.
Bu gerçekler ışığında “Din ile bilimi birbirine
karıştırma” denemez. Hiçbir şey göründüğü gibi ve göründüğü yerde değildir.
“Olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol” deyimi daha iyi anlaşılabilir.
Bilimsel olarak kanıtlanıp inanılanların hepsinin bilinmesi durumunda “İnanç
sistemi” ortadan kalkmaz. Belki sadece, “Bilinmeyi sevdim, evreni ve insanı
yarattım” deyimi ile ortaya konan “amaç”, ilmen yakın olarak, gerçekleşmiş olur.